YOKSULLUK NAFAKASI VE SÜRE KAVRAMI

Yoksulluk Nafakası ve Süre Kavramı

Giriş

Türk hukuku bakımından sosyal hayatın temelini teşkil eden “aile” kurumu oldukça önemlidir. Aile kurumunun yardımlaşma bakımından güvence altına alınabilmesi ve aile düzeninin korunabilmesi amacıyla kanunda birtakım kişiler için nafaka yükümlülüğü öngörülmüştür.[1] Nafaka, mahkeme kararı ile oluşan ve aylık olarak tanımlanan, bir kişinin geçinmesi için ona yardımcı olan kişilerin yükümlü olduğu yardım, olarak tanımlanır.[2] Yani nafaka, yasal yükümlülük gereği bir kimsenin yakınlarından birinin geçimini sağlamak üzere belirli aralıklarla ödediği paradır. Aile bireylerinden bazıları bolluk içerisindeyken diğer aile bireylerinin yoksulluk çekmesi genel ahlak kurallarıyla bağdaşmayacağı için kanun koyucu, bu ahlaki kuralı hukuki bir norm haline getirmiştir.

1.     Yoksulluk Nafakası

Evlilik birliğinin getirdiği sorumluluklar ve yükümlülükler sebebiyle eşler, evlilik birliği içerisinde birbirlerine karşı sadakat ve bağlılıkla hareket etmek zorundadır.[3] Bu yükümlülüklerin evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da sürdürülmesi amaçlanmaktadır. Nitekim boşanma ile eşler, birbirlerine tam olarak yabancı sayılmayacaktır. Boşanma ile evlilik birliğinin sona ermesi durumunda eşlerden biri, kendi ihtiyaçlarını giderme konusunda zorluk yaşayabilecek ve menfaatlerini aniden kaybedebilecektir. Bu sebeple kanun koyucu, kadın erkek ayrımı yapmaksızın eşlerden birinin boşanmadan sonra da evlilik birliği içerisindeki refah seviyesini korumak yani boşanma nedeni ile yoksulluğa düşecek eşi korumak amacıyla, kusuru diğer eşten ağır olmamak koşuluyla, diğer eşin mali gücü çerçevesinde nafaka hükümlerini düzenlemiştir.[4] Yoksulluk nafakası, TMK[5] m. 175’te düzenlenmiştir. Buna göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” TMK m. 175/2’ye göre ise, “Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

Kanunda yoksulluk nafakasına ilişkin düzenleme bulunurken, yoksulluk kavramının ne olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Yoksulluk kavramı; kültürlere, kişilere, mekâna, koşullara ve zamana göre değişiklik göstermektedir.[6]

Yargıtay’ın Y. 3. HD. T. 09.10.2017, E. 2017/11957, K. 2017/13613 sayılı kararına ve yerleşik içtihadına göre yoksulluk, yoksul; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi kişinin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde gelire sahip olmaması durumudur.[7]

1.1. Yoksulluk Nafakasının Şartları

Kanuna bakıldığında yoksulluk nafakasından söz edebilmemiz için şu koşulların bir arada bulunması gerekmektedir:

1.1.1.       Boşanma ile Evliliğin Sona Ermesi

Yoksulluk nafakası, boşanmanın mali sonuçlarındandır. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için öncelikle boşanma olgusunun varlığı ve bu olgunun gerçekleşmiş olması gerekir. Yani boşanma kararının kesinleşmiş olması gerekir. Boşanma kararının olmaması durumunda, boşanmadan kaynaklı bir yoksulluk söz konusu olmayacaktır. Böyle bir durumda yoksulluk nafakasının koşulları oluşmayacaktır.[8]

Boşanmanın gerçekleşmesi koşulu, nafakanın talep edilmesinde değil, nafakaya hükmedilmesinde aranan bir koşuldur. Bu sebeple yoksulluk nafakası boşanma davası devam ederken talep edilebileceği gibi boşanma gerçekleştikten sonra da talep ve dava edilebilir. Boşanmadan bahsedebilmemiz için resmi bir evlilik olmalıdır. Resmi bir evlilik olmaksızın fiili birliktelikler sonucu ayrılıklarda yoksulluk nafakası talep edilemeyecektir.[9] Örneğin dini merasime dayalı birlikteliğin sona ermesinde yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Çünkü evliliğin kurucu unsurları olmadığından evlilik yok hükmünde olacaktır.[10]

1.1.2.       Nafaka Talebinde Bulunulması

Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için yoksul kalacak olan eş, yoksulluk nafakası talebinde bulunmalıdır.[11] Talep olmazsa hâkim, boşanan eşin yoksulluğa düşeceğine kanaat getirse bile r’esen yoksulluk nafakasına hükmedemez. Nitekim TMK m. 175’te durumunda eşlerin nafaka “isteyebileceği” açık bir şekilde vurgulanmıştır. Yoksulluk nafakası talep etme hakkı kadına da erkeğe de eşitlik kuralı içerisinde aynı şartlarla tanınmıştır.

Yoksulluk nafakasına yönelik talepten bahsedebilmemiz için nafaka miktarının açıkça gösterildiği bir talep olmalıdır.[12] Taraf nafakanın miktarını, nafakayı talep ederken belirtmemiş ise hâkim, talep edene nafaka miktarını açıklatmalı ve bu açıklamayı dikkate alarak kararını vermelidir. Ancak tarafın talebi aşılmamalıdır. Aksi halde hâkim tarafından miktarın fazlasına karar verilmesi hukuka aykırı olacaktır. Çünkü hâkim, taleple bağlı olmak zorundadır.

Yoksulluk nafakası talebinin ileri sürülmesi boşanma davası ile sınırlı değildir. Zira nafaka davasında yetkiyi düzenleyen TMK m. 177’de, boşanma sonrasında açılacak nafaka davası açıkça öngörülmüştür.[13] Yani taraflar, boşanma davası sona erdikten sonra da yoksulluk nafakası talep edebilecektir. Bu talebin süresi ise bir yıllık zamanaşımı süresine tabiidir.[14] Nitekim TMK m. 178’e göre, “Evliliğin boşanma ile sona ermesinden sonra doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.”

1.1.3.       Talepte Bulunan Tarafın Boşanma Yüzünden Yoksulluğa Düşecek Olması

Evlilik birliği içerisindeyken birlikte gelir elde eden ve giderlere birlikte katlanan eşlerin boşanma ile mali durumlarında değişiklik meydana gelmektedir. Bu değişiklik bir tarafın aleyhine sonuç doğurduğunda “boşanma sonrası dayanışma ilkesi” gereği diğer tarafın yoksulluğa düşen tarafa destekte bulunması gerekir.[15] Kanunda yoksulluk kavramının tanımının bulunmaması sebebiyle yoksulluk, her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmektedir. Yoksulluk kavramı, genel olarak eşlerden birinin boşanma sebebiyle zaruri, temel ve önemli ihtiyaçlarını kendi geliriyle karşılayamayacak duruma düşmesi olarak tanımlanabilir.[16]

Kanun maddesi “boşanma yüzünden” ifadesini kullanmıştır. Bu sebeple ilgili tarafın yoksulluğu, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için tek başına yeterli değildir. Yoksulluk halinin boşanma yüzünden olması gerekmektedir. Yani, yoksulluk hali ile boşanma arasında bir nedensellik bağının bulunması gerekir.

Yoksulluk nafakasına hükmedilip hükmedilemeyeceği konusunda, genelde ölçüt olarak düzenli gelir elde edilmesi hususu aranmaktadır.[17] Yalnızca meslek sahibi olmak düzenli ve sürekli gelir elde edildiği anlamına gelmemektedir. Bu sebeple yoksulluk nafakası talep eden tarafın mesleği, düzenli işinin olup olmadığı ve maaşı ölçüt olacaktır. Burada dürüstlük kuralı önem arz etmektedir. Örneğin, düzenli gelire sahip bir işte çalışan kişinin, sadece nafaka almak için işten ayrılması dürüstlük kuralına aykırı olacağından, bu kişinin nafaka talebi kabul edilmemelidir.[18] Ancak yoksulluk nafakası talep eden eşin düzenli ve sabit bir işi olsa da, buradan elde edilen gelir eğer o eşin geçimini sağlamaya yetecek düzeyde değilse yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekmektedir.[19]

Nafaka talep eden tarafın asgari ücretle çalışıyor olması nafaka talebinin reddi için tek başına yeterli değildir.[20] Şöyle ki; eşlerin karşılıklı gelir seviyeleri değerlendirildiğinde, gelir seviyelerinin birbirine yakın olması durumunda yoksulluk nafakasına hükmedilemez.

Nitekim bu husus Yargıtay 2. Hukuk Daire’sinin 27/04/2009 T. 2008/5945 E. 2009/8100 K. sayılı kararında, kadının çalıştığı ve denk gelire sahip olduğunun tespiti halinde nafakaya hükmedilemeyeceği, şeklinde belirtilmiştir.[21] Fakat eşlerden biri asgari ücretle çalışmaktayken nafaka talep edilen eş asgari ücretin çok üzerinde bir gelire sahipse nafakaya hükmedilebilir.[22]

Malvarlığı değerlerinin belirlenmesinde, nafaka talep eden eşin maddi veya manevi tazminat talebinde bulunup bulunmadığı da dikkate alınmalıdır. Her ne kadar maddi veya manevi tazminata hükmedilmesi doğrudan nafaka alma hakkını etkilemese de hükmedilen tazminat yoksulluktan kurtaracak nitelikte ise nafakaya hükmedilmeyebilir.[23]

Boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eşin emekli maaşı, dul ve yetim aylığı, sosyal sigortalar alacağı gibi başka gelirinin olması da eşin yoksulluk nafakası istemesine engel değildir.[24] Burada, gelirin eşin yoksulluğunu ortadan kaldırıp kaldırmadığı ölçüt olarak alınacaktır.

1.1.4.       Nafaka Talep Eden Tarafın Kusursuz Olması ya da Kendisinden Nafaka Talep Edilen Tarafın Kusurundan Daha Ağır Kusurunun Olmaması

TMK m. 175 hükmünde yer alan koşullardan biri de kusur koşuludur. Yoksulluk nafakası talep eden eşin boşanmadaki kusuru, karşı taraf eşten daha fazla olmamalıdır. Evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini ağır olarak ihlal eden yahut eşine karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyi ihmal eden taraf, bu yükümlülükleri yerine getiren taraftan daha ağır kusurlu sayılacaktır.[25] Bu kusur, boşanmaya tesir eden kusurdur. Yoksulluk nafakasının amacına bakıldığında sosyal yardımlaşma olgusunun bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle eşlerin boşanmadaki kusurları eşit olsa da hakkaniyet gereği yoksulluk nafakasına hükmedilebilmektedir.[26]

 Nitekim Y. 2.HD. 5.12.2011 E. 2010/20942, K. 2011/20904 sayılı kararda eşit kusur halinde, “Evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalı eş ile ona hakaret eden davalı eşin kusurlarının eşit derecede olduğunu kabul edip, bu nedenle davacı eş lehine yoksulluk nafakası hükmedilmesi gerektiği”[27] şeklinde hüküm tesis etmiştir.

Yani, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafakayı talep eden tarafın kusursuz olması ya da kendisinden nafaka talep edilen tarafın kusurundan daha ağır kusurunun olmaması gerekmektedir. Çünkü boşanmada tam kusurlu olan tarafın, yoksulluk nafakası talep etme hakkı bulunmamaktadır.[28] Nitekim Y. 2. HD. 07.04.2005, E. 2005/ 3611, K. 2005/ 5595 sayılı kararda[29], “...Boşanmaya neden olaylarda başka erkeklerle ilişki kuran kadın daha ziyade kusurludur. Davalı lehine tedbir ve yoksulluk nafakası verilmesi doğru değildir...” şeklinde karar vermiştir.

Yoksulluk nafakası taleplerinde nafaka yükümlüsünün kusuru aranmamaktadır. Nitekim TMK m. 175/2,“Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” hükmünü içermektedir. Bu hüküm, nafaka talep eşin de kusursuz olması halinde veya eşit kusur halinde uygulanabilir. Çünkü birinci fıkraya göre, nafaka talep eden tarafın kusurunun daha ağır olması durumunda nafakaya hükmedilemez. Yoksulluk nafakasında, kanun sadece nafakayı talep edecek kişi bakımından kusur değerlendirmesi yapmaktadır. Nafakayı ödeyecek olan eşin kusurlu olup olmadığı bir önem taşımamaktadır.[30] Başka bir deyişle nafaka ödemeye hükmedilen eşin tamamen kusursuz olması, nafaka koşulları gerçekleşmişse, nafakayı ödemeye engel teşkil etmez.

1.1.5.       Nafaka Yükümlüsünün Mali Gücü

Yoksulluk nafakasına karar verilmesi, nafaka yükümlüsünün mali gücünün olması ile doğru orantılıdır. Hâkimin hükmedeceği nafaka miktarı, nafaka talebinde bulunan tarafı yoksulluktan kurtarırken; nafaka yükümlüsünün de malî gücünü aşacak boyutta olmamalıdır.[31] Takdir edilecek nafakanın, nafaka yükümlüsünün malî gücü ile orantılı ve kendisini zarurete düşürmeyecek bir miktarda, dengeli olması gerekir.[32]

Hükmedilecek yoksulluk nafakasının miktarı, nafaka isteyen tarafın zaruri ihtiyaçlarını giderecek değerde olmalıdır. Hâkim, bu nafakayı belirlerken nafaka isteyen eşin zorunlu ihtiyaçları ile yükümlünün mali gücü arasında denge kurmaya çalışmalıdır.[33] Ancak evlilik birliği içerisindeki imkânların aynısını sağlayacak bir miktara hükmedilmesi ise söz konusu olmayacaktır.[34]

Nafaka yükümlüsünün ekonomik gücünün yüksek olmasından dolayı gereğinden fazla miktarda nafakaya hükmolunması yoksulluk nafakasının amacına aykırılık teşkil ettiği gibi adalet ve hakkaniyet ilkesi ile de bağdaşmaz.[35]

Yoksulluk nafakasını ödeyebilecek durumu ve maddi gücü bulunmayan taraf aleyhine yoksulluk nafakasına karar verilemez.[36] Bu sebeple, nafaka yükümlüsü olan tarafın çalışma durumu, çalışmıyor ise işinden ayrılış sebebi ve benzeri durumlar incelenmeden karar verilmemelidir.[37]

Yoksulluk nafakası miktarını belirlerken taraflar kendi aralarında anlaşabilmektedirler. Kanunen buna engel bir durum yoktur. Eşler nafaka miktarını ahlaka, kamu düzenine ve emredici hukuk kurallarına aykırı olmaması kaydıyla istedikleri gibi kararlaştırabilmektedirler. Fakat taraflar arasındaki bu anlaşmanın geçerli olması TMK m.184 hükmü gereği hâkimin onayına bağlıdır.[38]

2.     Yoksulluk Nafakasının Ödenme Biçimi

TMK m. 176 uyarınca, “maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.” Uygulamada yoksulluk nafakasının genellikle irat şeklinde ödenmesine hükmolunmaktadır. Hâkimin, nadiren de olsa yoksulluk nafakasının toptan (sermaye) biçimde ödenmesine karar verdiği davalarda, hâkim gerekçeli kararda neden toptan ödenmesine karar verdiğini açıkça belirtmelidir.[39]

3.     Yoksulluk Nafakasının Değiştirilmesi

TMK m. 176/4’ye göre; “Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” Mesela nafaka alacaklısının yoksulluk seviyesinin azalması, özellikle çalışmaya başlaması ya da başka bir gelir elde etmesi durumlarında nafakanın kaldırılması ya da azaltılması; yine nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunun bozulması, çalışma gücünü kaybetmesi, evlenmesi ve başka nafaka yükümlülüklerinin ortaya çıkması gibi durumlarda da nafakanın azaltılması istenebilir.[40] Ancak nafakanın sermaye şeklinde ödenmesine karar verilmişse herhangi bir sebeple daha sonra artırılması veya azaltılması istenemez.[41] Başka bir deyişle toptan ödenen nafakalarda sonradan değiştirilme mümkün değildir.

Nafaka miktarının değiştirilmesi bir taleple olur ve verilen karar değiştirici yenilik doğuran bir karardır. Uygulamada nafakanın değiştirilmesi için; ekonomik durumda büyük bir değişikliğin ortaya çıkması, bu değişikliğin sürekli olması ve nafaka alacaklısının ekonomik durumunda bu şekilde bir değişikliğin ortaya çıkacağının boşanma kararı verilirken öngörülmesinin mümkün olmaması şeklinde üç koşulun arandığı görülmektedir.

4.     Yoksulluk Nafakasının Sona Ermesi

TMK m. 176/3’e göre; “İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.”

Böylece; taraflardan birinin ölümü, yeniden evlenme, fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması, haysiyetsiz hayat sürme nafakayı sona erdiren sebepler olarak düzenlenmiştir.

4.1. Yoksulluk Nafakasının Kendiliğinden Sona Ermesi

4.1.1.     Alacaklı Tarafın Yeniden Evlenmesi

Yoksulluk nafakası, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkar. Ancak bu durum sadece alacaklı olan taraf yönünden söz konusudur. Çünkü borçlunun yeniden evlenmesi bir sona erme sebebi değildir.

4.1.2.     Taraflardan Birinin Ölümü

Taraflardan birinin ölümü hali TMK m.176/3’e göre, “Yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısı ya da borçlusundan herhangi birinin ölümü ile kendiliğinden sona erer.” Nafaka alacağı kişiye sıkı sıkıya bağlı hak olduğu için mirasçılara intikal etmez. Nafaka alacaklısının mirasçıları, ölüm tarihinden sonraki döneme yönelik nafaka borçlusundan herhangi bir istemde bulunamazlar.[42] Ancak alacaklının ölümü anında muaccel olmuş nafaka alacağı bu kuralın dışındadır. Yani nafaka yükümlüsünün ölümü tarihinde alacaklısına ödenmemiş nafaka borcu mevcutsa, yükümlünün mirasçıları bu borcu alacaklısına ödemek yükü altındadır. Eğer nafakanın irat şeklinde değil de toptan ödenmesine karar verilmiş ve toptan ödenmesi gereken nafaka bedeli de alacaklıya ödenmemişse, bu bedel terekeye alelade alacak gibi dâhil olur ve mirasçılar bunu nafaka yükümlüsünden talep edebilirler

4.2.Yoksulluk Nafakasının Mahkeme Kararıyla Sona Ermesi

4.2.1.     Alacaklı Tarafın Evlenme Olmaksızın Fiilen Evliymiş Gibi Yaşaması

Alacaklı tarafın boşandıktan sonra evlenme akdi olmadan bir başka şahısla fiilen karı koca gibi yaşaması mahkeme kararıyla yoksulluk nafakasının sona ermesi sebeplerindendir. Bu anlamda dini nikâhla evlilik yapan eş yoksulluk nafakası almaktaysa nafaka yükümlüsü eş mahkemeden nafakanın kaldırılmasını isteyebilir.

4.2.2.     Alacaklı Tarafın Yoksulluğunun Ortadan Kalkması

Nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması halinde de yoksulluk nafakası mahkeme kararı ile ortadan kaldırılabilir. Yoksulluk nafakası alacaklısı olan eşin düzenli gelir getiren bir işe girmesi, anne veya babasının ölümü üzerine sosyal güvenlik kuruluşları tarafından kendisine maaş bağlanması ya da miras kalması gibi nedenlerle yoksulluğun sona ermesi durumunda nafaka borçlusu nafakanın kaldırılmasını dava yoluyla talep edebilecektir.

4.2.3.     Alacaklı Tarafın Haysiyetsiz Hayat Sürmesi

Yoksulluk nafakası alan boşanmış eşin haysiyetsiz hayat sürmesi halinde yoksulluk nafakası mahkeme kararıyla sona erdirilir. Ancak bunun için bu yaşam biçiminin belli bir süre devam etmesi gerekir.

Nitekim Y. 2. HD, 26.06.2012, 2012/22536 E. , 2012/17686 K. sayılı karar göre,“haysiyetsiz hayat sürmenin varlığından söz edilebilmesi için; eşin, sosyal hayatta toplumun genel değer yargılarıyla çatışan olumsuz nitelikte kabul edilen davranışının süreklilik göstermesi”[43] gerekir.

5.     Yoksulluk Nafakasında Süre

Yoksulluk nafakasını diğer nafaka türlerinden ayıran ve onu kendine özgü kılan en önemli özelliklerinden birisi süresiz olarak hükmedilebilmesidir.[44] TMK m. 175/1, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceğini” düzenlemektedir. Bu madde, yoksulluk nafakasının süresiz hükmedilebileceğini öngörmektedir. Uygulamada da taleple bağlılık ilkesi doğrultusunda süre sınırı olmaksızın talep edilmiş yoksulluk nafakası için süresiz şekilde hüküm oluşturulmaktadır.[45] Tarafların taleplerini belirli bir süre ile sınırladıkları halde aynı ilke gereği hâkim bu defa kabul kararıyla birlikte nafakanın süresine de kararda yer verecektir.[46]

Burada süresizliğe ilişkin dikkat çekilmesi gereken ilk nokta, düzenlemede her ne kadar süresiz ibaresine yer verilse de taraflardan biri ölünceye kadar nafaka ödeneceği anlamı çıkarılmaması gerektiğidir.[47] Zira bazı koşulların gerçekleşmesi durumunda yoksulluk nafakası sona erecektir. Örneğin alacaklının yeniden evlenmesi nafakanın kendiliğinden kalkacağı durumlardan biriyken; alacaklının evliymişçesine bir başkasıyla yaşaması nafakanın mahkeme kararıyla kaldırıldığı durumlardan biridir.

Talep halinde nafakaya sınırlı bir süreyle de karar verilebilir. Nitekim süreli bir şekilde nafaka talebi varsa hâkim; taleple bağlılık ilkesi uyarınca buna göre karar kurmak zorundadır. Bu halde süresiz bir nafakaya hükmedemeyecektir. Bu süre sonunda tekrar nafaka istenemeyeceği gibi nafakanın artırılması da talep edilemeyecektir.[48]

Yargıtay da süreyle sınırlı biçimde nafaka talep edildiği hallerde hâkimin bu süreyle bağlı olduğu ve süresiz nafakaya hükmedemeyeceği görüşündedir. Nitekim, Y. 2. HD, 17/11/2009,  E. 2008/14788 K. 2009/19943 sayılı kararda Davacı dava dilekçesinde, dava bittikten sonra bir yıl süreyle yoksulluk nafakası talebinde bulunmuş olduğu halde süreyle sınırlı ve geçerli olmak üzere yoksulluk nafakasına hükmetmek gerekirken istek dışına çıkılarak bu süreyle bağlı kalınmaksızın nafaka takdiri usul ve yasaya aykırı ise de; bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilerek onanması gerekmiştir…” şeklinde karar verilmiştir.[49]

Yargıtay’a göre, yoksulluk nafakasının süresiz olarak talep edildiği hallerde ise hâkim tarafından nafaka belirli bir süre ile sınırlandırılamaz. Yargıtay, bu yaklaşımına gerekçe olarak, kanunda yoksulluk nafakasıyla ilgili hâkime takdir hakkı tanınmadığını, süreye durumun gerekleri ya da haklı sebepleri göz önünde tutarak belirlemeyi de emretmediğini, bağlayıcı zorunluluk teşkil ettiğini ve bu nafakanın süresiz olmasını açıkça öngördüğünü ifade etmektedir. Dolayısıyla Yargıtay’a göre yoksulluk nafakasının süresiz biçimde talep edildiği hallerde hâkim bu nafakaya süresiz biçimde hükmetmelidir.[50] Ancak durum ve koşullara göre nafaka miktarının azaltılabileceği yönünde kararlar verilmektedir.

Nitekim Yargıtay, Y. 2. HD, 11.07.2012, 2012/14283 E. , 2012/19487 K. sayılı kararı ile yerel mahkemenin yoksulluk nafakasını 4 yılla sınırlandırdığı ve gerekçe olarak, “yoksulluk nafakasının süresiz olarak tayin edilmesinin hakkaniyete uygun düşmeyeceği, tarafların yaşları da dikkate alınarak iradın dört yılla sınırlandırılmasının hak ve nesafete uygun olacağı[51]” şeklindeki kararını şu şekilde bozmuştur: “(…) Kanun yoksulluk nafakasının süresiyle ilgili hâkime herhangi bir takdir yetkisi tanımamış, süresini durumun gerekleri ya da haklı sebepleri göz önünde tutarak belirlemeyi de emretmemiştir. Kanun, bu nafakanın “süresiz” olmasını açıkça öngördüğüne göre, takdir hakkına sığınarak nafakayı belirli bir süreyle sınırlamak kanuna açık aykırılık oluşturur.”[52]

Anayasa Mahkemesi 04.06.2026 tarihinde verdiği kararla, “Yoksulluk Nafakası” başlıklı TMK m.175’te yer alan süresiz olarak ibaresini iptal etmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının gerekçesi yayımlanmadığından, henüz iptal kararı verilmemiştir. Yani eski düzenleme olan “süresiz olarak” ibaresi hala yürürlüğe devam etmektedir.


[1] Bilge Öztan, “BOŞANMADA YOKSULLUK NAFAKASI” (Yüksek Lisans Tezi, Çankaya Üniversitesi,2008), 1.

[2] Özge Özyağan, “YOKSULLUK NAFAKASI” (Yüksek Lisans Tezi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, 2019), 1.

[3] Figen Üstün, “Yoksulluk Nafakasında Yoksulluk Kriteri ve Nafaka Miktarının Belirlenmesi” (Yüksek Lisans Tezi, Çankaya Üniversitesi,2024), 26.

[4] Ece Yıldırım, “Yoksulluk Nafakası” (Yüksek Lisans Tezi, Başkent Üniversitesi, 2020), 31.

[5] RG, 08/12/2001, S. 4721.

[6] Yıldırım, “Yoksulluk Nafakası”, 25.

[7] Y. 3. HD. T. 09.10.2017, E. 2017/11957, K. 2017/13613 karararama.yargitay.gov.tr. Erişim tarihi: 15.05.2026

[8]Yıldırım, “Yoksulluk Nafakası”, 32.

[9] Akbulut, “TÜRK MEDENİ KANUNU KAPSAMINDA YOKSULLUK NAFAKASI”, 28.

[10] Elce Tutar, “Yoksulluk Nafakası” (Doktora Tezi, Yaşar Üniversitesi, 2023), 86.

[11] Şahin Topkaya, “ YOKSULLUK VE iŞTiRAK NAFAKASI”(Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi, 2017), 57.

[12] Sırma, “YOKSULLUK VE İŞTİRAK NAFAKASI”, 38.

[13] Kartal, “TÜRK HUKUKUNDA YOKSULLUK NAFAKASI”, 39.

[14] Yasemin Güllüoğlu ve Sümeyye Aydın Engin, “TÜRK HUKUKUNDA YOKSULLUK NAFAKASI”, Ankara Barosu Dergisi, 2025, sy. 4 (Ekim 2025): 499.

[15] Güllüoğlu ve Aydın Engin, “TÜRK HUKUKUNDA YOKSULLUK NAFAKASI”, 501.

[16] Emine Refia Kahrıman, “TÜRK HUKUKUNDA YOKSULLUK NAFAKASI” (Yüksek Lisans Tezi,  Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, 2024), 27.

[17] Kahrıman, “TÜRK HUKUKUNDA YOKSULLUK NAFAKASI”, 28.

[18] Dursun, “TÜRK MEDENİ HUKUKUNDA NAFAKA”, 110.

[19] Kahrıman, “TÜRK HUKUKUNDA YOKSULLUK NAFAKASI”,28.

[20] Baştürk, “TÜRK MEDENİ KANUNUNDA VE UYGULAMADA YOKSULLUK NAFAKASI”, 50.

[21] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 27/04/2009 T. 2008/5945 E. 2009/8100 K. karararama.yargitay.gov.tr. Erişim tarihi: 15.05.2026

[22] Baştürk, “TÜRK MEDENİ KANUNUNDA VE UYGULAMADA YOKSULLUK NAFAKASI”, 50.

[23] Dursun, “TÜRK MEDENİ HUKUKUNDA NAFAKA” 111.

[24] Yıldırım, “Yoksulluk Nafakası”, 38.

[25] Sırma, “YOKSULLUK VE İŞTİRAK NAFAKASI”, 41.

[26] Kahraman, “Yoksulluk Nafakası”, 35.

[27]Y. 2.HD. 5.12.2011 E. 2010/20942, K. 2011/20904 karararama.yargitay.gov.tr. Erişim tarihi: 15.05.2026.

[28] Yıldırım, “Yoksulluk Nafakası”, 40.

[29] Y. 2. HD. 07.04.2005, E. 2005/ 3611, K. 2005/ 5595. karararama.yargitay.gov.tr. Erişim Tarihi: 12.05.2026

[30] Yıldırım, “Yoksulluk Nafakası”, 41.

[31] Tutar, “Yoksulluk Nafakası”, 127.

[32] Tutar, “Yoksulluk Nafakası”, 127.

[33] Esra Şeren Demirel, “Yoksulluk Nafakası” (Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, 2007), 26.

[34] Topkaya, “ YOKSULLUK VE İŞTiRAK NAFAKASI”, 55.

[35] Demirel, “Yoksulluk Nafakası”, 27.

[36] Öztan, “BOŞANMADA YOKSULLUK NAFAKASI”, 26.

[37] Kahraman, “Yoksulluk Nafakası”, 43.

[38] Kahrıman, “TÜRK HUKUKUNDA YOKSULLUK NAFAKASI” 31.

[39] Yıldırım, “Yoksulluk Nafakası”, 53.

[40] Yüksel, “YOKSULLUK NAFAKASI VE SÜRE SORUNU”, 499.

[41] Yüksel, “YOKSULLUK NAFAKASI VE SÜRE SORUNU”, 499.

[42] Remzi Demir, “YOKSULLUK NAFAKASININ SONA ERME SEBEPLERİ VE YOKSULLUK NAFAKASININ SÜRESİZLİĞİNE DAİR TARTIŞMALAR”, TBB Dergisi, 2020, sy. 147 (Temmuz 2019): 231

[43] Y. 2. HD, 26.06.2012, 2012/22536 E. , 2012/17686 K. karararama.yargitay.gov.tr. Erişim Tarihi: 12.04.2026

[44] Sadık Furkan Mıdık, “TÜRK HUKUKUNDA GENEL OLARAK NAFAKA TÜRLERİ VE ÖZELLİKLE YOKSULLUK NAFAKASI İLE NAFAKANIN SÜRESİZ OLMASI SORUNU” (Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2023), 126.

[45] Özşenol, “YOKSULLUK NAFAKASINDA SÜRE SINIRLAMASI”,115.

[46] Özşenol, “YOKSULLUK NAFAKASINDA SÜRE SINIRLAMASI”,115.

[47] Mıdık, “TÜRK HUKUKUNDA GENEL OLARAK NAFAKA TÜRLERİ VE ÖZELLİKLE YOKSULLUK NAFAKASI İLE NAFAKANIN SÜRESİZ OLMASI SORUNU, 128.

[48] Mıdık, “TÜRK HUKUKUNDA GENEL OLARAK NAFAKA TÜRLERİ VE ÖZELLİKLE YOKSULLUK NAFAKASI İLE NAFAKANIN SÜRESİZ OLMASI SORUNU, 129.

[49] Y. 2. HD, 17/11/2009,  E. 2008/14788 K. 2009/19943, karararama.yargitay.gov.tr. Erişim Tarihi: 12.05.2026

[50] Ersöz, “Yoksulluk Nafakasının Sona Ermesi”, 181.

[51] 15.02.2012 tarih ve 1080/164 sayılı kararı, karararama.yargitay.gov.tr. Erişim tarihi: 16.05.2026.

[52] Y. 2. HD, 11.07.2012,14283/19487 E, karararama.yargitay.gov.tr. Erişim tarihi: 16.05.2026.